“Muhsin Bey” ve Yavuz Turgul

Yavuz Turgul’un yönettiği 1987 yapımı “Muhsin Bey”in uzunluğu 145 dakika. Oyuncuları Şener Şen, Uğur Yücel, Şermin Hürmeriç, Osman Cavcı. Yapımcısı Abdurrahman Keskiner (Umut Film). Özgün müziği Atillah Özdemiroğlu’a ait filmin senaristi de yine Yavuz Turgul.

“Muhsin Bey”, 1988’de St. Sebastian Film Festivali’nde St. Sebastian Ödülü, Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Film, En İyi Senaryo, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödüllerini, İstanbul Film Festivali’nde ise Özel Jüri Ödülü’nü kazandı.

Görüldüğü gibi, “Muhsin Bey”, bol ödüllü bir yerli yapım. Gösterime girdiği 1987 yılında gerek seyircilerin gerekse eleştirmenlerin büyük beğeni ve takdirini kazanan “Muhsin Bey”, bugün de aynı ölçüde değerini ve önemini koruyor. Öyle ki, Groupama bu filmi, geçtiğimiz yıl yedincisini gerçekleştirdiği “Türk Klasikleri Yeniden” projesi kapsamında restore ederek İstanbul Film Festivali’nde yeniden seyirciyle buluşturdu ve aynı ilgiyle seyredildi.

Filme geçmeden önce, yönetmeni Yavuz Turgul ile ilgili birkaç kelam edelim ki, “Muhsin Bey”i değerlendirmemizde ayaklarımız yere biraz daha sağlam basabilsin. Çünkü, “Muhsin Bey” nihayetinde bir Yavuz Turgul filmi ve böyle olunca da ortada bir başarı varsa onun baş mimarı yönetmen, yani Turgul oluyor. Öyle ise, önce Turgul’un sinema kariyerine bir göz atalım.

yavuz turgul
Yavuz Turgul

Yeşilçam’ın büyük ustalarından olan Ertem Eğilmez‘in teşviki ve desteğiyle senaryo yazma serüvenine “Sultan” filmiyle başlayan Yavuz Turgul, ardından “Tosun Paşa”, “Davaro”, “Hababam Sınıfı Güle Güle”, “İffet”, “Şekerpare”, “Züğürt Ağa”, “Kabadayı” gibi filmlerden sonra yönetmenliğini yaptığı filmlerin de senaryosunu kaleme aldı. Bunlar: “Fahriye Abla” (1984), “Muhsin Bey” (1987), “Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni” (1990), “Gölge Oyunu” (1993), “Eşkıya” (1996), “Gönül Yarası” (2005), “Av Mevsimi” (2010).

Gazetecilik ve reklam metin yazarlığı sonrası edindiği “yazarlık” yeteneği ve tecrübesini senaryoda da ustalıkla kullanan ve bundan daha önemlisi, bu yazdığı senaryolarda kendi mizahi yaklaşımını; hayat, insan, toplum ve kültür anlayışını etkileyici ve dikkat çekici şekilde işleyen Turgul’un sinemadaki başarısı öncelikle işte bu senaryodaki ustalığına bağlıdır.

Turgul’u başarılı kılan bir diğer unsur, “oyuncular”dır. Onun gözde ve vazgeçilmez oyuncusu Şener Şen’dir. Yönettiği yedi filmin altısında bu usta oyuncu başroldedir (Senaryosunu yazdığı on üç filmin dokuzunda da yine Şener Şen vardır). Şener Şen, Turgul’un yönettiği filmlerde “tek başına” değildir. Yanında başka güçlü oyuncular ona eşlik eder. Uğur Yücel, Şevket Altuğ, Çetin Tekindor, Cem Yılmaz gibi… Genelde erkek aktörlerin ön planda olduğu filmleri yöneten Turgul, bu erkek oyuncuların yanına yine güçlü kadın oyuncuları da eklemeyi ihmal etmez; Müjde Ar, Şermin Hürmeriç, Pıtırcık Akerman, Meltem Cumbul gibi… Kısacası Yavuz Turgul, “takım oyunu”na önem veren, takımın oyun kurucusu olarak da bildiği ve iyi anlaşabileceği oyuncuları tercih eden ve neticede istediğini almayı başaran bir yönetmendir.

Yavuz Turgul’un hem yazıp hem yönettiği filmlerin geneline bakıldığında, onun kahramanlarının, bir takım değerlerine sıkı sıkıya bağlı, prensiplerinden ödün vermeyen, dürüst, karakterli ve fakat bunlara rağmen “yalnız” ve moderniteye direnmekte zorluk çeken şahıslar olduğunu görürüz. Senaryosunu yazdığı “Züğürt Ağa” (1985-Yön: Nesli Çölgeçen), “Kabadayı” (2007-Yön: Ömer Vargı), yazıp yönettiği “Muhsin Bey”, “Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni”, “Gönül Yarası” ve “Av Mevsimi” filmlerindeki başrol karakterleri, bir yönüyle “eski”de kalmış, “yeni”ye ayak uyduramayan (uydurmak da istemeyen), insanî, ahlakî ve meslekî ilke ve prensiplerinden asla taviz vermek istemeyen; böyle olduğu için de kendisi gibi olmayanlarla çatışan, sürtüşen, ters düşen kişilerdir. Şimdi, Turgul’un bu yaklaşımını en açık ve etkileyici şekilde sergilediği “Muhsin Bey” filmine göz atalım.

yavuz turgul filmleri
Muhsin Bey – 1987

“Muhsin Bey”, 80’li yılların İstanbulunu “Beyoğlu” merkezinde yansıtan bir film. Bir bakıma, 1980 darbesi sonrası “dönüşüme” uğrayan Türkiye’nin bu dönüşüm sonrasında nasıl bir sosyal-kültürel atmosfere girdiğini de görürüz bu filmde.

Muhsin Kanadıkırık, elli yaşını geçmiş, bir müzik yapımcısı, organizatördür. Yıllar önce hayranı olduğu, uğruna babasından sopa yediği meşhur kadın şarkıcıya benzer birini bulamadığı için evlenmemiş; yalnız; çiçekleriyle konuşan; pikabında, radyosunda eski şarkıcıları dinleyen; sabah kahvesini, akşam rakısını ihmal etmeyen; geçimini artık zorlaşan şartlara rağmen küçük çaplı organizasyonlara sağlamaya çalışan ve gün gelip birini ünlü yapıp kendini ispatlama hayaliyle yaşayan bir adamdır Muhsin Kanadıkırık.

Değişen şartlara ve dayatmalara rağmen prensiplerinden, ilkelerinden, inançlarından taviz vermeye yanaşmayan, doğru bildiğini yapma uğruna parasız kalmayı göze alan bir karaktere sahiptir o. Bir gün zengin olursa, Üsküdar’da Kızkulesi’ne bakan bir evde oturmak, o evde arkadaşlarıyla yine fasıllar düzenlemek başlıca hayali ve hedefidir.
Bir gün karşısına, Urfa’dan gelen bir genç çıkar. Daha doğrusu o genç gelir, Muhsin Bey’i bulur, yakasını bırakmaz, yapışır ve inadıyla onu ikna eder.

muhsin bey 1987
Muhsin Bey – 1987 / Şener Şen

Ali Nazik adlı bu “saf Anadolu genci” türkücü olmak, kaset çıkarmak ve böylece meşhur olmak hayalindedir. Muhsin Bey’in hayali ile Ali Nazik’in hayali bir araya gelince, bu ikilinin çetin mücadelesi de başlar. Ne var ki, hangi yolu denerlerse denesinler bir türlü istenilen hedefe ulaşamazlar. En sonunda Muhsin Bey, kendi prensibine de ihanet ederek, şarkı yarışması organizasyonu için topladıkları parayla Ali Nazik’e kaset yaptırır; kendisi de hapse girmek pahasına… Hapisten çıktığında karşılaştığı onun için tam bir yıkım ve hayal kırıklığıdır. Ali Nazik, Muhsin Bey’in ezeli düşmanının hizmetine girmiş, pavyonda sıradan bir arabesk şarkıcısı olmuştur. Sevdalandığı (ve onda eski ünlü kadın musiki sanatçılarını gördüğü) Sevda’nın da Ali Nazik’in metresi olduğunu gören Muhsin Kanadıkırık bir kez daha “zaman”a yenildiğini anlar.

Zaman arabesk müziğin son hızla yayıldığı, müzikle birlikte kültürün de yozlaşmaya yüz tuttuğu; Muhsin Bey’in ifadesiyle, İstanbul’un “kebap”laştığı bir zamandır. Artan göçle birlikte bir nevi kültür erozyonuna da uğrayan İstanbul (ve onun temsil ettiği klasik-geleneksel değerler; müzik, sanat, insanî ilişkiler ve hatta yeme-içme kültürü) bu savaştan mağlup çıkmıştır ve Muhsin Bey de bu savaşta kaybedenlerden biridir.
Muhsin Kanadıkırık, ilkeleri, değerleri, geleneği, klasiği, musikiyi temsil eder; Ali Nazik ise ilkesizliği (yalakalık-sırnaşıklık-isyan-suiistimal-nankörlük-ihanet çizgisinde), değer yoksunluğunu, günübirlik modayı, lümpenliğini ve yoz müziği temsil eder. Birbirine tamamen zıt bu iki karakterin verdiği bu “var olma” mücadelesinde kimin gerçek anlamda bu mücadeleyi kazandığı, filmin sonundaki şu iki replik bize açıklar:
Pavyonda Muhsin Bey’i karşısında gören Ali Nazik, nankörlülüğünü, ihanetini ve kalan az miktardaki mahcubiyetini şu sözle bertaraf etmeye çalışır: “Kusura bakma ağam, kendimi kurtarmak zorundaydım?” Muhsin Bey’in karşılığı da şu soru olur: “Kurtardın mı bari?”

Ali Nazik kendini kurtaramamıştır; aksine bir pavyonun sıradan bir uvertürü olmaktan öteye gidememiştir; yani kendisine örnek aldığı İbrahim Tatlıses gibi olamamıştır, nice aynı hedef peşinde koşan hayalperestler gibi…

Halbuki Muhsin Bey kaybetmiş gibi görünmekle birlikte kazanandır. Her şeyi göze alarak giriştiği kaset işini başarmıştır; ezeli düşmanının yüzüne o kaseti fırlatabilmiştir. Ve filmin sonunda, Sevda’yı da kazanmıştır.

“Muhsin Bey”, her şeye rağmen, geleneğin-ilkelerin, yozlaşmaya-moderniteye karşı galip geldiğini Muhsin Kanadıkırık nezdinde bize gösteren bir film bu yönüyle… O yüzden önemli, o yüzden değerli ve bunu ustaca ortaya koyması itibariyle de bir başyapıt. Kendi adıma, bu filmin bütün zamanların en iyi Türk filmleri sıralamasında ilk üçte yer almayı hak ettiğini ve bir kült-klasik film olarak gelecek kuşaklara miras kalacağını düşünüyorum.

BU PAYLAŞIMI YARARLI BULDUNUZ MU?

Yorumunuzu giriniz
Adınızı buraya yazınız