IRAZCA ANA’NIN ÖFKESİ

Ezilen, dışlanan, haksızlığa maruz kalan yalnız insan mıdır? Yalnız insan mı bastırılan hakkı için öç alır? Her canlıyla ortak bir yönümüz var; kendi alanını savunmaK. Bunu ihlal ettiğinde doğa da tıpkı insan gibi karşılık verir.

Fakir Baykurt, Yılanların Öcü romanıyla iktidar rejimi tarafından kısıtlama, yasaklı göründü. Metin Erksan, 1962 yılında bu eseri, film olarak beyaz perdede seyirciyle buluşturmak istedi. İktidar tarafından yayın engeli ve acilen kaldırılması, kimi seyirciler tarafındansa kasıtlı engelleme gördü. Yalnız insan mı hakkını vererek anlaşılmaz? Her canlıyla ortak bir yönümüz var; varlığını gösterebilmek.

Yılanların Öcü - 1962
Aliye Rona – Fikret Hakan / Yılanların Öcü – 1962

 

İnsanlar arasında yılan ve soyu, anlamı tarih boyu düşman atfedildi, anlaşılmayarak kin güdüldü. İnsanlar arasında insan, başkaldırdığı fikirleriyle tarih boyunca tehlikeli, sakıncalı göründü. “Yılanların Öcü” eseri kendi alanını savunan insan ve yılanı ortak bir mücadelede birleştirir.

Bayram ve ailesi gün aymış tarlaya giderken, yorgun ancak umutludurlar. Bayram düşünceli, eğer yıl iyi gelirse oğluna dayanıklı ayakkabılar, eşine yakışacak entariler ve gelirini arttıracak çelik öküzün yanına tosun almanın planlarını yapar. Oğlu Ahmet biran önce büyümeyi düşler, erkekliğini kanıtlayıp babasının gözüne girebilmeyi, büyük işler yapacağını göstermek ister. Eşi Hatice, Bayram ne derse razı, saf, uysal bir kadın, geleceğe dair umut dolu planlar onun bakışlarına gölge düşürür. Ya sel gelir de mahsullerini silip süpürürse, sel gelmez de belki başka bir aksilik onları bulursa… Adeta kadının sezgisi, filmin ilerleyen sahnelerinde gerçekleşecek, çekişmeli olay akışını sezdiren bir uyarı verir seyirciye.

Yılanların Öcü - 1962
Yılanların Öcü – 1962

 

Bayram ve Hatice tarlada çalışırken Ahmet bir yılan görür korkarak yanlarına koşar. Bayram otlayan hayvanlarına bir zarar vereceğini düşünerek endişelenir Ahmet’e yılanla tekrar karşılaşırsa eline bir taş alıp yılanı nasıl öldüreceğini anlatır. Nihayet yılan süzülerek ortaya çıktığında onu öldürmeyi başarır babasına göstermeye koşar. Babası oğluyla gurur duyar, ona ailelerinin övünç kaynağı olan dedesinin korkusuzca yılanı nasıl öldürdüğü efsanesini anlatır. Ahmet de tıpkı dedesi gibi cesur bir “yılancıbaşıdır” artık. Bu sahnedeki karşılıklı konuşma gösterir ki ailenin yılanlarla yaşamanın adil yolunu seçmeyerek canlarına kast etmeleri başlattıkları ilk haksızlıktır. Ve haksızlığa nereden uğrayacaklarının da bir mesajıdır adeta bu söylence.

Yılanların Öcü – 1 / Ses: Zeynep Yön

Tarlada işleri bitirip eve döndüklerinde evlerinin önünde başlatılan inşaatı seyreden anneleri Irazca Ana’nın öfkesiyle karşılaşırlar. Evlerinin önüne Bayram ailesine danışılmadan köy kurulu kararıyla sandığa koyduğu paranın gücüyle de muhtarın desteğini alan Deli Haceli, ev yapmaya kalkışır. Irazca Ana bu yanlışı içine atmaz, evin erkeği olan Bayram’ın karşılık vermesini beklemeden öcünü almak için bu mücadeleyi başlatır.

Türk halk geleneğinde ve mitolojisinde ailenin yaşlı kadını doğum, evlilik, ölüm gibi insan hayatında önemli yaşam döngülerinin koruyucusu ve düzenleyicisi olarak saygı görmektedir. Yaşlı kadın, koruyucu ve rehber rolünde de yer alır. Görmüş geçirmiş bir bilge olarak ailesini yeniden yaşama dönmelerini sağlamak gibi güçlü bir etkisi vardır. Kırsal hayatta karar verici değilse bile belirleyici konumdadır. Irazca Ana karakteri bu tinsel rolü ifade eder.

Yılanların Öcü - 1962
Aliye Rona – Fikret Hakan / Yılanların Öcü – 1962

 

Yaşlı kadın aile geçmişinin belleğidir aynı zamanda, torunun tıpkı dedesi gibi yılanı korkusuzca öldürebilmesi, onun yaşanmışlıklarında erkliği değerli yapan şeydir. Torunu Ahmet’e düşmanları Deli Haceli’yi gösterip eğer evlerinin önünde inşaata devam ederse tıpkı daha öncesinde yılanın başını ezdiği gibi onunda öylece kafasını ezmesi için yüreklendirir. Filmde eyleme dökülmeyen bu öğüt bizlere Irazca Ana’nın erk dünyasındaki etkisi hakkında bilgi verir.

Aynı zamanda “yaşlı kadın tini” ikili anlamda çalışır. Aileyi bir arada tutar diğer yönden “erki” elinde tutmak isteyen bir kişiliktir. Koruyucu olduğu kadar cezalandırıcıdır da. Irazca Ana, hem yaşlı bilgedir hem de tehlikelidir.

Halk kültüründe de görmekteyiz ki bu bilgelik, toplum tarafından bir süre sonra başkaldırı olarak algılanır. Köy halkı onun başkaldıran tarafından çekiniyor, saygı duyuyor olmasına rağmen, paranın gücü, geleneklerden baskın gelir. Koca karı lafları küçümsemesiyle onun görgüsünü etkisizleştirmeye çalışırlar ancak susturamazlar.

Yılanların Öcü - 1962
Aliye Rona / Yılanların Öcü – 1962

 

Köylünün tarafsızmış gibi görünen ancak parası olan Deli Haceli’nin yanında duruşlarına karşılık Irazca Ana alanını savunmaktan saldırıya geçer. Deli Haceli’nin ev inşası için kuruttuğu kerpiçleri gece vakti öç alırcasına kırar, dağıtır, parçalara ayırır.

Bunu gören Deli Haceli’nin gözleri öfkeye döner, gün ortasında evlerini basıp Irazca Ana’dan hesap sorar, öcünü alamayıp hamile gelini Hatice’yi taşla darp eder, kardeşleri de Bayram’ı ıssız bir yerde kıstırıp saldırırlar. Ailenin başına gelen felaket zincirine bir yenisi eklenir, teyzelerinin evine giren yılan onu sokarak zehirlemiştir. Irazca Ana feryat eder, “Yılanlar yılanken bile öçlerini yanımızda koymazken biz insanlar bir yılan kadar olamadık” der.

Bu intikam, öç alma döngüsü insanda telafisi olmayan kayıplara neden olur. Hatice bebeğini düşürür, Bayram güçten düşer, Irazca Ana hüsrana uğrar. Bu döngü, insanca bir akıllıkla durdurulmazsa daha pek çok mutsuzluklara yol açacağını sezen Irazca Ana hakkını toplumun vicdanından, devletin adaletinden aramaya karar verir. Ailesini bir araya getirerek bir sabah vakti kasabaya, mahkemeye doğru yola çıkarlar.

Yılanların Öcü – 2 / Ses: Zeynep Yön

BU PAYLAŞIMI YARARLI BULDUNUZ MU?

Yorumunuzu giriniz
Adınızı buraya yazınız