Yüce Dağ Başında Yanar Bir Işık

Yüce dağ başında yanar bir ışık
Düşmüşüm derdine olmuşum aşık
Ak buğday benizli zülfü dolaşık
Dividim kalemim yazarım

Böyle bir yavrunun derdi var bende
Yar bende yar bende
Aha ben gidiyo’m sen hemen ağla
Yan ağla dön ağla
İşte ben gidiyo’m sen hemen ağla
Yan ağla dön ağla

Yüce dağ başından indiremedim
Yönünü yönüme döndüremedim
Bir yârin aklını kandıramadım
Dividim kalemim yazarım

Böyle bir yavrunun derdi var bende
Yar bende yar bende
Aha ben gidiyo’m sen hemen ağla
Yan ağla dön ağla
İşte ben gidiyo’m sen hemen ağla
Yan ağla dön ağla

Topraklarında Oğuz boyundan oymakların yaylakları, kışlakları, obaları sergen olan Sivas, Selçuklu devletinin ikinci başkenti diye anılan görkemli bir kenttir. Anıtsal pek çok yapıtla günümüze ulaşan Selçuklu ekininin, sözel örnekleri, ölümsüz değerleri, halkın belleğinde, gönlünde yer almayı sürdürüyor.

Sivas yöresinde söylenegelen “Yüce Dağ Başında Yanar Bir Işık”, Türk halk veriminin  sevilen ezgilerinden biridir. Sözlerinde dağ başında yanan bir ışık eğretilemesiyle sevginin derinliği, sevgiliye duyulan özlemle ayrılığın acısı dillendirilir.

Türkünün kaynak kişisi Dinarlı Nurettin Güler, notalayanı Ahmet Yamacı, en bilinen yorumcusu ise Muzaffer Akgün’dür.

“Türkülerin Anası” diye anılan Muzaffer Akgün, 1925-2015 yılları arasında ömür sürdü. Türk halkının sevilen törütmeni, güçlü sesi, özgün yorumuyla bu türküyü yaşatmış, çeşitli yayın olanaklarıyla; gerek kayıtlı ürünlerle, gerekse dinletilerle  geniş kitlelere ulaştırmıştır.

Muzaffer Akgün’le özdeşleşmiş, onun sesinden, yorumundan belleklere ulaşmış, gönüllere yerleşmiş pek çok Türk halk ezgisi, sözlü ekinin önemli parçaları olarak günümüze dek ulaşmıştır. “Kışlalar Doldu Bugün”, “Yine Gam Yükünün Kervanı Geldi”, “Geceler Yarim Oldu”, “”Eledim Eledim”, “Fırat Kenarında Yüzen Kayıklar”, “Adalardan Çıktım Yaya”, “Kara Tren Gelmez M’ola”, “Şu Uzun Geçenin Gecesi Olsam”, “Garip Bir Kuştu Gönlüm”, “Kırmızı Gül Demet Demet”, “Bugün Ayın Üçüdür”, “Çakmağı Çak”, “Antalya’nın Mor Üzümü”, “Keklik Gibi Kanadımı Süzmedim” diye başlayan türküler, Muzaffer Akgün söylüyorsa daha derinlik kazanır, türküyü Türk ekininin temeline yerleştirir. Sözün özü, kimi türküler o söylesin diye yakılmış gibi, onun çığırmasıyla güzelleşir; değerbilir Türk halkının yüreğine ince ince sızar.

Ekin:1- Tarihsel, toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan bütün maddi ve manevi değerler ile bunları yaratmada, sonraki kuşaklara iletmede kullanılan, kişinin doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların bütünü; hars, kültür.
2- Bir topluma veya halk topluluğuna özgü düşünce ve sanat yapıtlarının bütünü
3- akıl yürütme, beğeni ve eleştirme yeteneklerinin öğrenim ve yaşantılar yoluyla geliştirilmiş olan biçimi; irfan.
Eğretileme: Bir sözü, kavramı kabul edilenin dışında, bir ilgi veya benzetme sonucu gerçek anlamından başka anlamlara gelecek biçimde kullanma; mecaz, metafor.
Törütmen: Güzel törütlerin herhangi bir dalında yaratıcılığı olan, yapıt veren kimse; törüteri, törütçü, sanat adamı, sanat eri, sanatkâr, törüt adamı, sanatçı.

 – SÖZLÜK – 

YANITLA

Yorumunuzu giriniz
Adınızı buraya yazınız