Fransız Yeni Dalga akımının önde gelen kurucularından Truffaut, 1959 yılında, Türkçeye “400 Darbe” olarak çevirilen, sinema tarihinin belki de en çok atıfta bulunulan filmlerinden birini beyaz perdeye kazandırmıştır.

400 Darbe ismi bir Fransız deyimine dayanır. 400 Darbe esasında gençliğin isyanına ve filmde çokça gördüğümüz gibi okuldan kaçan “sorunlu” çocukların psikolojilerine ve otorite figürleriyle yaşanan sorunlara bir ışık tutar.

Truffaut, bu filmde ana karakter Antoine’ın yaşadıklarının kendi hayatıyla örtüştüğünü dile getirmiştir. 1932 doğumlu yönetmen, aile sevgisinden uzak, otorite figürleriyle sorun yaşayan, kendi içinde kitaplarla dolu bir dünyada herkesten uzakta yaşadığı bir çocukluk geçirmiş. Ailesi tarafından duygusal olarak ihmal edilmesi, okul hayatında da birçok soruna yol açmıştır. Okula karşı ilgisiz, öğretmenlerine kendini anlatamayan ve hiçbir zaman da anlaşılmayı beklemeyen bir çocuk olarak kaçışı filmlerde ve kitaplarda bulmuştur. Okulun ve eğitimin Truffaut için çağrıştırdığı şeyler cezalandırılmak ve aşağılanmaktan farksızdır.

Filmde Antoine’ın okuldan kaçarak sinema salonlarında kendini bulması ve Honore de Balzac sevgisi de Truffaut’nun çocukluğundan izler taşır.

the 400 blows truffaut
400 Darbe – 1959

Film, Paris sokaklarını ve yalnız insanların yürüdüğü köşelerin çekimleriyle açılır. Sıradan bir ilkokul sınıfı, mutsuz ve bunalmış erkek öğrencilerle doludur. Antoine, kurallarla barışık olmadığından başı sürekli belaya giren ve öğretmenleriyle sürekli sorun yaşayan bir çocuktur ve bu detaylar izleyiciye Amerikan yazar Ernest Hemingvay’in Buzdağı Teorisi tekniğine benzer bir teknikle aktarılır. Hemingvay’e göre bir edebi yazım, sadeliğin altında yatan alt metinlerin gücünü vurgulamalıdır. 400 Darbe de buna benzer yalın bir dille hikayesini aktarır.

Paris’in üzerindeki sisler, savaş sonrası toplumsal yapılanmayı, disiplini ve insanların yalnızlaşmasını bir bir göz önüne serer. Antoine’ın yaşadığı ve ailesinin de içinde bulunduğu hisler, kişisel olmaktansa yapısaldır. Sadece Antoine değil, sınıfındaki çocuklar da bu yalnızlığa mahkumdur. Bu yalnızlık, çocukluğunu yaşayamayan ve sistemle boğuşan çocukların erkenden hayatla acı bir şekilde tanışmasını anlatır. Çocuklar yaramaz veya disiplinsiz değildir; kendi yollarını aramaya çalışmakta ve bu bağlamda yollarını kaybetmektedirler.

Annesinin mesafeli tavırları anne ve babasının arasındaki çatışmalar da Antoine’ın duygusal olarak ihmal edilmesini vurgular. Aile içindeki çatışmalar, Antonie’ın sosyal hayatındaki görünmezliğini ve duygusal ihtiyaçlarının karşılanmamasını derinleştirir.

Antoine artık okuldan kaçmaya ve çareyi gerçeğin üstünü yalanlarla örtmeye başlar. Paris’in savaş sonrası soğukluğunu, sanayileşmeyi ve sokakların kirini soluyarak köşe köşe gezer. Sinemaya gider, arkadaşlarıyla derin görünmeyen fakat içindeki yalnızlığa ve masumluğa ayna tutan diyaloglar kurar. Antonie’ın hiç deniz görmediğini öğrenmemiz, bu konuşmalardan birinde saklıdır. Henüz hiçbir şeyi deneyimleyememiş, insanı yalnız kılan sistemin içine sıkışıp kalmış bir çocuktur. Antoine giderek sessizleşir, yalnızlaşır ve hayatını yalanlarla süsler. Öyle ki, okula gitmez ve annesini kaybettiği yalanına sığınır. Anne teması her zaman çarpıcıdır; annesini başka bir adamla gördüğünde de sessizliği seçer; annesi ona mesafeli davrandığında da.

Filmin yükselen olaylarından birinde, Antoine’ın Balzac sevgisini, odasının bir köşesine Balzac fotoğrafı asmasıyla, ve onun kitaplarını büyük bir istekle okuması göze çarpar. Sınıf içi kompozisyon ödevinde derece almak isteyen Antoine, öğretmeninin onu kopya çekmekle suçlamasıyla Antoine’ın içindeki okula dair taşıdığı tek umut kırıntısı da yok olur.

Les Quatre Cents Coups François Truffaut
400 Darbe -1959

Antoine haksız yere suçlanır, niyeti sorgulanmaz ki buna izin dahi verilmez. Yalan söylediğinde evden kaçıp sokakta kalan Antoine artık aynı sokaklarda belirli suçlara karışır ve başı belaya girer. Antoine’ın daktilo çalması ve devamında ailesinin onu korumak yerine devlete teslim etmesiyle hayat Antoine için farklı bir anlama evrilir.

Antoine koştuğu, yaşadığı ve her köşesini bildiği sokaklardan mahrum bırakılır ve çocuk ıslahevine gönderilir. Ne aradığı özgürlük duygusunu bulur ne de bireyselliğini bir daha yaşayabilir. Buradaki tüm çocuklar, Antoine gibi toplumdan dışlanmıştır. Disiplin ve kurallar keskindir. Fakat Antoine bahçeden kaçmayı başarır, koştukça denize ve özgürlüğüne daha da yaklaşır. Antoine hayatında ilk kez denizi görür ve kameranın içine donuk ve hiçbir duygu belirtmeden bakarak film sonlanır. Bu bakış, ne umudu ne de umutsuzluğu temsil eder. Antoine’ın içinde yaşadığı belirsizlik hali devam etse de, filmin sonunda seyirci onun özgürlüğe ve denize kavuşmasıyla umut dolu bir son hayal eder.

400 Darbe Truffaut’ın çocukluğuna ve dönemin yabancılaşma hissine ayna tutan, Fransız Yeni Dalga filmlerinin en başarılı örneklerindendir. Yaramaz bir çocuk hikayesindense, bulunduğu toplumda kendisini bulamayan, anlam arayışı içinde kaybolmuş kendisine dahi yabancılaşan bir çocuğun hikayesidir.

400 DARBE - 1959

BU PAYLAŞIMI YARARLI BULDUNUZ MU?

Yorumunuzu giriniz
Adınızı buraya yazınız