“Maraş Maraş Derler Bu Nasıl Maraş” sözleriyle başlayan ağıt biçimindeki türkünün, yöresi, öyküsü üzerine, türlü görüşler öne sürülmüştür. Gerek sanal öbeklerde, gerekse kısıtlı bilgiyle yapıldığı belli olan yorumlarda, anılara dayalı değerlendirmelerde, kişilerin niyetiyle bağımlı çıkarımsal sonuçlar, hurafe sızıntısı gibi dalga dalga yayılmıştır.
Neyse ki, doğruyla yanlışın yayılma hızları gibi, kalıcılığı da farklı. Son yıllarda, artan kimi olanakların da katkısıyla, bu iki sorunun, aslında halk arasında belli olan, bilinen yanıtları yinelenmiş; sözüyle ezgisiyle türkünün kaynağının Maraş olduğu vurgulanmıştır.
Ağıtın oluşumuna neden olan olaylar, yaşanılan çevre, sözlerin ağız özelliği, ezgi yapısı, yorum biçemleri, ilk kayıtları, sonraki sürümleri gibi bilimsel verilere dayalı izleklerde yapılan incelemelerle, doğru sonuca ulaşılmıştır.
Başkaca türkülerde de görüldüğü gibi, ağıtın kimi sözleri, yeri, zamanı, halkın ortak acılarına bağlı olarak yeniden düzenlenmiş, asıl çıkışından farklı alanlarla ilişkilendirilmiş, güncellenmiştir.
Yaşanılanlar Benzer Olunca
Ağıtın Aslı Osmanlı döneminde, Maraş Türkmenlerinin iskana zorlanması, sürülmesi, kırıma uğratılmaları, sömürgenlerin içerdeki kolları olan Ermeni Komitacıların katliamları, türkünün yansıttığı acılarla benzeştiğinden, ağıtın yakılışının da bu dönemlerde olduğu söylenebiliyor.
Yavuz Sultan Selim’in Turnabeli’nde, dedesi Alaüddevle Bozkurt Beyle savaşından sonra, Kafkaslardan getirerek yerleştirdiği Beyazıtlı oymağıyla Dulkadirliler arasındaki çatışmalarla, hatta seksen öncesi kışkırtmalarla, Kahramanmaraş Depremi gibi acılarla da ilintilendirilen ağıtın asıl öyküsü, Maraşlıların, “Çete Savaşı” diye de andıkları, Türk Kurtuluş Savaşı sonunda yaşanılanlardır.
Maraş Çeteleri
Osmanlı Hükümetinin imzaladığı Mondros Mütarekesinin yıkıcı sonuçları görülmeye başlandığında, Türk halkı, İstanbul’daki padişahın söyledikleriyle, eylemlerin uyuşmadığından yola çıkarak, kendi yazgısını kendi eline almış, işgalcilernen yerli işbirlikçilerine karşı, varlık yokluk direnişine başlamıştır.
Halep’ten Maraş’a çenli yayılan Fransız işgaline karşı, Maraş’ta, Kuvayı Milliye yapılanması ortaya çıkmış; Türk Ordusunun subaylarının önderliğinde Maraşlı Çeteler oluşturulmuştur.
İlin büyük mahallelerinde, yakın obalarda, önemli geçitlerde örgütlenen Çete öbekleri, İstanbul’un işgaliyle Anadolu’ya geçen Türk Subaylarınca yönlendirilmiş, bu kutlu baturlarla, yirmi iki gün yirmi iki gece sürecek Türk Kurtuluş Savaşı verilmiştir.
Ağıtın sözleri, Katil Fransızlarla yerli işbirlikçilerinin kaçması, Maraş’ı terk etmesinin ardından; Türklerin kesin yengisiyle sonuçlanan savaşın sonunda yakılmıştır. Yoldaşı, obadaşı, kardaşı şehit olan bir Türk Çetesinin, yüreğinden çıkan feryadın dile getirilişidir.
Çete sözüne, Türklerin tüm değerlerine yapılan kasıtlı saldırılara benzer bir yaklaşımla başka anlamlar yüklenmiş, yaygınlaştırılmıştır. Son yılların belleklere kazınan çete algısıyla, kurtuluş savaşının can damarı çete olgusu ters yüz edilmiş, bu kutlu ataların ölüm dirim çabaları yeğnileştirilmeye uğraşılmıştır, bu da ayrı bir konu başlığıdır.
Maraş Maraş Derler Bu Nasıl Maraş
Maraş Maraş derler bu nasıl Maraş
Al kızıl kan içinde can veren kardaş
Kardaş gidelim, yoldaş gidelim
Kalk be kardaş evimize gidelim
Köyümüze gidelim, yolumuza gidelim
Maraş düşman elinden kurtuldu
Elimize gidelim, evimize gidelim
Kardaşı koymuşlar karşı çayıra
uy aman aman
Beyaz kollarını sermiş çayıra
Maraş’ta savaş bitti evimize Gidelim
Yolumuza gidelim, köyümüze gidelim























