Drama, İzleyicileri İkiye Bölmüş Gibi Görünüyor
Norveçli Kristoffer Borgli’nin yazıp yönettiği 2026 yapımı “Drama”, kuşkusuz bu yılın en ilgi çekici ve başarılı sayılabilecek filmlerinden. Başrolünde çocukluk aşkım Robert Pattinson ile “Çöl Gezegeni” ve “Örümcek Adam” gibi serilerden hatırlayacağınız Zendaya’nın yer aldığı film, 28 milyon dolarlık bütçesiyle 122 milyon hasılat elde etti ve genel anlamda olumlu yorumlar aldı.
Borgli, aynı zamanda 2022’de vizyona giren ve konusuyla yine epeyce kışkırtıcı bulduğum “İlgi Manyağı” filminin de arkasındaki isim. İki film de “kara mizah” olarak geçiyor fakat yazıp çizdikleri bağlamında Borgli’nin çağdaş sinemada kendine has bir etikete ihtiyacı olduğunu düşünmekteyim. Drama için kesin olarak “romantik kara mizah” denmiş; fakat toplumsal hiciv kısmına çok daha fazla ağırlık veriliyor filmde ve bu hiciv, izleyicileri ikiye bölmüş gibi görünüyor. Çok temel bir soru ile bir anlatı çıkmazı yaratıyor film: Kim haklı? Siz olsaydınız ne yapardınız? Ahlaki üstlünlüğü (varsa eğer) nasıl ölçeriz ve herkesin temelde, özünde yozlaşmış olduğu bir durumda yargılama hakkı kimdedir?

Hikayenin merkezinde düğünlerine sadece iki hafta kalmış Çarli ve Emma çifti yer alıyor. Aynı zamanda nedime ve sağdıçları olan başka bir çift ile geçirdikleri sıradan bir akşam yemeği sırasında ortaya bir soru atılıyor: Bugüne kadar yaptığınız en kötü şey nedir? Nedime Reyçıl, eşi Mayk’ın asla söylemeyeceklerine yemin ettikleri bir sırrını, Mayk’ın itirazlarına karşın, onun güvenini hiçe sayarak paylaşır. Vaktiyle Mayk, havlayan ve açıkça saldırgan olduğunu düşündüğü bir köpeğe karşı eski kız arkadaşını savunma kalkanı gibi kullanmış. Kuşkusuz ki centilmenlikten uzak bir davranış bu evet; fakat bu davranıştan öte, sahneye asıl ahlaki çöküşün kasvetli temelini atan, Reyçıl’ın eşinin sınırlarına karşı gösterdiği kayıtsız bir saygısızlıktır aslında. Film boyunca da bu nezaketten yoksun, sınır bilmeyen tavrı devam eder zaten. Tabiri caizse bombanın piminin çekildiği bu sahnede ben, Reyçıl’a henüz sıra gelmeden ona çoktan kin gütmeye başlamıştım bile. Öylesine sevilmeyecek, sevilemeyecek bir kişilik anlayacağınız.
İtiraf Zinciri
Velhasıl kelam, bir itiraf zinciri oluşmaya başlamıştır. Çarli zamanında bir akranına öyle bir zorbalık etmiş ki, iş çocuğun taşınmasına kadar ilerlemiş. Herkesin başına ahlak bekçisi kesilen Reyçıl ise, akli dengesi yerinde olmayan bir komşu çocuğunu ücra bir yerde kilitli bırakmış; ailesi endişelenip ona sorduğunda ise aldırmaz bir eda ile bilmediğini söylemiş, üzerine arama kurtarma ekipleri bile devreye girmiş. Pişkin yalanını geçtim, çocuğun akıbeti konusunda bile o kadar belirsiz, kaçamak yanıtlar verdi ki, şahsen çocuğu asla bulamadıkları kanısındayım.

Gel gelelim bu kötülüklerin hiçbiri Emma’ya verilen tepkinin çeyreğini dahi toplamadı. Emma’nın on beş yıl öncesinden kalma kötülüğü, aslında sinemanın nadiren bu yönüyle ele aldığı, yürek burkan ve bir o kadar da kafaları karıştıran bir Amerikan gerçeğine değiniyor. Özellikle okullarda geçen böylesi acıların ardından yaşananları anlatan filmleri sık sık görüyoruz; ancak bu kötülüğü “neredeyse yapacak olan” birinin, eli silaha gitmiş fakat vazgeçmiş birinin zihnini böyle inceleyen bir film daha önce izlememiştim. Peki ne yapmış Emma? Zamanında okuduğu lisede bir silahlı saldırı “planlamış”. Yapmamış, fakat zihninden geçmiş. Zihninden geçmenin de ötesinde, babasının silahını almış, atış alıştırması yapmış, silahı çantasına koymuş. Tasarlamış, fakat yapmamış. Peki böyle bir cinayete kalkışma gizil gücü olan bir kişi zamanla gerçekten değişmiş olabilir mi?
Kuşku ve Kuruntular
Bu bilginin en çok sarstığı isim tabii ki nişanlısı Çarli oluyor. Film boyunca kendince kabul edilebilir bir neden arıyor nişanlısının geçmişine yönelik. Bir yandan nişanlısını arkadaşlarına karşı yeğinlikle savunuyor, yalan dahi söylüyor onun adına; öte yandan kendisi de Emma’nın hâlâ eline silah alıp onu vurmayacağından emin değil gibi. Sonuçta Emma’nın saldırıdan vazgeçmesinin tek nedeni, aynı gün içinde, farklı bir yerde saldırı olması. Korku, endişe, anlayış, merhamet değil; bir tesadüften ibaret. Çarli’nin zihnini tamamen kuşku ve kuruntular kaplıyor o noktadan sonra; birlikte geçirdiği güzel vakitleri hafızası artık farklı yorumlamaya başlıyor.

Vazgeçmesi bir tesadüf, evet; fakat o vakitten beri Emma düşüncesinin aksi birçok şey başarmış. Öteki saldırıdan oldukça etkilenmiş, kendisinin neden olabileceği zararı görünce hem korkmuş hem üzülmüş, silah karşıtı gösterilere katılmış, herkese örnek bir yaşam sürmüş özetle. Ne var ki, çevresindekilerin ve izleyicilerin gözünde geçmiş, silinebilir veya unutulabilir bir şey değil. Fakat bu, karakterlerin sadece Emma’ya odakladığı bir olgu boyutunda kalıyor ki bu benim iki yüzlüce bulduğum bir şey; neticede diğerlerinin de Emma’dan aşağı kalır yanı yok. Hepsi tek tek birbirinden korkunç insanlar. Galiba yargı hakkı bana düştü.
Kurgucu Reymınd Li’nin bir söyleşisinde belirttiği üzere film bu noktada, benliğin nasıl inşa ediliğini ve anılarımızın ne kadar seçici olduğunu da ele alıyor. Filmde herkes kendince birer kurgunun yaratıcısı; Emma dışında kimse geçmişleri hakkında şeffaf değil.

Yine de, kan ve revan dolu başarısız bir düğün töreninin ardından, çift birbirleriyle ilk kez tanışıyormuş gibi bir oyun oynayarak, tabiri caizse ilişkilerini yeniden başlatarak uzlaşmaya çalışırlar. Oyunun işe yarayıp yaramadığı, ardından ne olduğu ise meçhul.
Okuduğum kimi haklı eleştiriler şu yönde: Film aslında çok ağır ve hassas bir konuyu işliyor fakat çoğunlukla “romantik komedi” olarak pazarlandığı için buna yönelik herhangi bir uyarı almadan sinema koltuğuna oturuyorsunuz haliyle. Öte yandan, film, gizil bir seri katili insanlaştırmaya mı çalışıyor sorusu da gündemde ki, ben bunu Borgli’ye biraz haksızlık olarak gördüm.
Toplumsal Eleştiri Düzeyi
Filmin bence herhangi bir ahlaki duruşu veya bir “mesajı” yok. Emma’yı ne mazur gösteriyor ne de kınıyor. Filmin tek konusu Emma’nın yaptıklarından ibaret de değil zaten. Her karakterin geçmişini masaya yatırmakla, birçok farklı kötülüğün aslında nasıl yaşamımızı ele geçirdiği, daha kötüsü sıradanlaşıp gülüp geçilebilecek anılar olarak kaldığı yönünde, çok katmanlı bir anlatı oluşturuyor. Açıkçası Borgli bence günümüzde Yorgos Lantimos’un, toplumsal eleştiri başlığı altında sinemada yapamadığı şeyi yapıyor. Örneğin gerçeküstü şişirmelere gerek duymadan, varoluşsal rahatsızlığın doruğuna tamamen insan psikolojisi aracılığıyla ulaşıyor ki bu büyük ustalık isteyen bir iş. Bu filmi izlerken de nihai bir mesajın varlığı ile ya da filmin gerçekliğinden sizi uzaklaştıran alışık olduğumuz abartılı tekniklerle rahatça koltuğunuzda oturamıyorsunuz dolayısıyla.
Bahsettiklerim övgü sayılabilir, fakat filmin sonu beni ne kadar tatmin etti açıkçası emin olamadım. İki karakter arasındaki bu “uzlaşma” oyunu, filmin o dakikasına kadar kendinden emin bir şekilde sürdürdüğü hicivden biraz feragat ettirmiş oluyor sanki. Ne olduğunu anlayamadığım ütopik bir önermenin, öğretinin kıyısında dolaşılmış gibi hissettim, fakat filmin açık bir sonuca bağlanmadığının da yeniden altını çizelim. Bu nedenle emin değilim, belki yanılıyorumdur. Değişik bir son önerim de yok; zaten orası beni işim değil. Yine de izlemeye değer bir film olduğu kanısındayım. Kendinizden bir parça bulmayacağınızı umarım.
Adı: Drama
Özgün Adı: The Drama
Yönetmen: Kristoffer Borgli
Yazan: Kristoffer Borgli
Görüntü: Arseni Khachaturan
Kurgu: Joshua Raymond Lee, Kristoffer Borgli
Ezgi: Jemma Burns, Daniel Pemberton
Oyuncular: Zendaya (Emma), Robert Pattinson (Charlie), Alana Haim (Rachel), Mamoudou Athie (Mike), Hailey Benton Gates (Misha), Sydney Lemmon, Hannah Gros, Anna Barishnikov, Svetka Yaktili, Jordyn Curet, Dragut Mustafasson, Zoye Vinters, Michalle Abbot Jr.
Sanat Yönetmeni: John Oregan
Yapım Tasarım: Zosia Mackenzie
Ses Tasarım: Jack Sobo
Işık Yönetmeni: Frans Veterrings
Giyim Kuşam Tasarımı: Katina Danabassis
Süslem Yönetmeni: julie Leshane
Yapımcı: Lars Knudsen, Ari Aster, Tyler Campellone
Süre: 105’
Yapım: 2026 – ABD
BU BETİNDE GEÇEN GÜZEL SÖZLER
Süslem: İyi görüntü sağlamak, belli bir tür yaratmak, yalnızca kimi düzeltmeler yapmak için oyuncunun yüzünde, gövdesinde yapılan boyamalar, değişimler; makyaj.
Gizil: Gizli kalmış, henüz varlığı ortaya çıkmamış, gelecekte oluşması, gelişmesi mümkün olan, kullanılmaya hazır güç, yetenek; potansiyel.
Yeğin: Bir devinimin, bir gücün düzeyi; şiddet.

























