KARANLIĞI AYDINLATANLAR
“Benim hikâyemdeki dünya farklı. Sesler sessizliğe dönüşür. Aydınlık da karanlığa. Benim dünyam bu… Ne görülür, ne de duyulur. Benim dünyamın tek bir ismi var: Siyah!”
“Siyah”, yaşamını karanlıkta yaşamaya mahkûm, doğuştan görme ve işitme engelli bir kızın, öğretmeni ile onun bu zorlu yaşamında, gözü ve ağzı olan Debraç Sahay’ın öyküsüdür.
Mişel, Debraç ile tanışmadan önce karanlık ve sessiz dünyasında korkarak ve her şeyden habersiz yaşamaktadır. Debraç ise kimsenin umudunun olmadığı Mişel’i, karanlığından çıkararak, ona, kendi ayakları üstünde durmayı öğretmiştir. Onlar artık ayrı iki bedende tek ruhtur.
Adının vermiş olduğu anlamı, izleyiciye yüz yirmi iki dakikada özetliyor, “Siyah”. Bu filmin insan üzerindeki etkisi de bir başka. Allah’a şükürler olsun ki şu an içimden geçenleri yazabilecek bir çift ele, bunları okuyabilecek bir çift göze sahibim. Evet eller! Ne mühim! Ne denli önemli insan yaşamında… Olağan koşullarda farkında değiliz bunun.
Bu filmi izlerken, o koskoca, içinden çıkılmaz karanlıkta, yalnızca ellerle ve dokunuşlarla yaşamı anlamanın nasıl olabileceğini gerçekten düşünüyor, hissediyor kişi; sunulan tüm bu armağanları olması gerektiği gibi kullanamadığını anlıyor.
Görebiliyor ya da duyabiliyor muyuz? Düşünün; karanlıkta yaşamak nasıl bir duygu olabilir ki! Renkleri görememek… Yaşamın yalnızca ele, ayağa çarpan cisimlerden ibaret olması… Suyun ne olduğunu bile bilememek…
İnsanı görmek mi, duymak mı insan yapar?
“O gün mutluluk bizi terk etti. Ta ki öğretmen gelene dek.” “Duyamamak görememek öğrenmeye engel değildir ve olanaksız diye bir şey yoktur.” İşte bunları öğretti öğretmen, kör ve sağır kıza. Onların alfabeleri a, b, c, d, e diye başlamadı; s, i, y, a, h diye başladı. Karanlık dünya emeğin ışığı ile parladı.
Bu film, gerçekten tam noktasına dokunuyor. Olanaksız diye bir şeyin var olmadığını söylüyor. Söz dağarcığında yalnızca olanaksız sözcüğü bulunmayan ve bu sözü öğrencisine asla öğretmeyen bir öğretmenin olağanüstü çabasını öykülüyor.
Oyuncular ise tamamen ayrı bir yorum konusu. Mişel’in küçük hali Ayşa Kapur, karanlığın içinde kaybolmuş, öfke ve isyan içindeki küçük kızı son derece doğal bir şekilde oynuyordu. Gerçekten kör, sağır, dilsiz mi diye düşünmemek elde değil.
Rani Mukarci (Mişel) o denli mükemmel oynamış ki kelimeler kifayetsiz kalıyor. Amitap Baççan’a (Debraç Sahay) ise hayranlığım binlerce kat arttı.

Sanırım bu öykü, beni etkilemeyi, ömrüm boyunca sürdürecek; her zor durumda imkânsızın olmadığını anımsatacak, aklıma bir umut düşürecek.
“Siyah”, bana bir film öner dendiğinde, adını söyleyeceğim ilk kurmaca oldu. İzlemeyen varsa en kısa zamanda izlemeli; duygusuz bir insanın bile, ne duruma evrildiğine tanık olmalıdır.
Bana göre, izlenilen bir film, izleyeni yalnızca eğlendirmemeli; derin derin düşündürmeli, kişinin ekinine yenilikler katmalı. İşte bu kurmaca, izleyeni özüyle sağlam bir sorgulamaya itiyor; çevresindeki çoğu şeyin farkına varmasını sağlıyor, diyebilirim.
Yapımda, adıyla benzeş, başından sonuna dek bir siyahlık hâkim. Bu da yönetmenin kızın dünyasındaki karanlığı vermek istemesinden olsa gerek. Görmek için gözlerin, duymak için de kulakların olması gerekmiyormuş ille. İzledikten sonra insanın boğazına bir şey düğümleyen, belki de yaşama daha farklı bakmasını sağlayacak türden bir kurmaca.
Filmin sonunun geldiğini, ekran kararıp yazılar geçmeye başlayınca fark edebiliyorsunuz. Ama uzun bir süre kendinize gelemiyorsunuz. Film bittiğinde şu soruyu siz de soracaksınız muhtemelen kendinize; “Siyah bir renk midir, yoksa bir duygu mu?””
Benzeş: Nitelik, görünüş ve yapı bakımından bir başkasına benzeyen veya ona eş olan; benzeri.
– SÖZLÜK –























