AYNI KAYNAĞIN DEĞİŞİK YORUMLARI
“Alageyik”, günümüze dek söylenegelen, kökleri eskilerde olan bir Türk halk öyküsünün, sinema uyarlaması. Süreyya Duru’nun yönetmenliğinde çekilen “Alageyik” kurmacasında, Cüneyt Arkın’nan Mine Mutlu baş kişileri canlandırıyor. Öykü, 1959 yılında Atıf Yılmaz’ın çektiği siyah beyaz filmden, on yıl sonra, boyaklı çekilen ikinci sürüm.
Kurmacaya temel olan yapıtın yazarı Yaşar Kemal, ovanın, düzlüğün bittiği, koyak koyak Türkmen obalarının sıralandığı Toroslarda geçen “Alageyik” söylencesini öykülüyor betiğinde.

Türk halk söylencelerinde çok yaygın olarak görülen “Alageyik”, tüylerinin arasına beyaz benekler karışmış bir geyik türüdür. Söylenceye göre, Cengiz Han’ın ana-atası olan “Maral” da bir alageyik idi. Daha sonraki Türk masallarında da, “geyik soyundan gelen han ve vezirler”, görülür. Orta asya Türk halk edebiyatında böyle benekli geyiklerin, çok daha mitolojik türlerini de rastlanır: “avlar da, başı altın ve ayağı ise gümüş olan bazı geyikler görünür ve sonra da kaybolurlar.” [1]
Ali Rıza Yalgın’ın, “Güneyde Türkmen Oymakları” adlı yapıtında aktardığı, Kahramanmaraş, Nurhak’ta, Binboğa Türkmenlerinden derlediği; geyik avına çıkan Nurhaklı gence, geyikleri vurma diye uyaran “koca donlu” alageyik söylentisinden farklı bir anlatısı var Yaşar Kemal’in. Buna karşın geyiğin kutsal sayılması, “geyik avının” kötülük getireceği temeli değişmiyor. [2]

Bu temeli koruyan Kırgız Türklerinin “Kocacaş” söylencesi, hem “Kahramanmaraş, Binboğa” sürümüyle hem de Yaşar Kemal’in “Alageyik” söylencesiyle örtüşen benzer örgeler taşıyor. Kırgız anlatısında, “Sur Keçi” diye adlandırılan dağ keçisi, “Alabaş”ın canına kıymaması için Kocacaş’a yalvarır. Ancak Kocacaş adlı yiğit, kutsal dağ keçisini dinlemeyince, sonu ölüm olur.[3]
Türk söylencelerinin Tanrı dağlarına komşu yurtlarındaki bu verimi “Ak İlbarsın Soyu” adıyla, Tölömüş Okayev yorumuynan Kırgız sinemasına da uyarlandı. Söylencenin geniş halk kitlesini ne denli ilgilendirdiğinin bir göstergesi de bu; Alagaeyik masalının hem uzak Asyada, hem Türkiye’de bir çok kez sinemaya taşınması.

Aliye Rona, Bilal İnci, Atıf Kaptan gibi canlandırdıkları kişiliklerde yiten güçlü oyuncuların yer aldığı Yeşilçam’ın ikinci “Alageyik” kurmacası, bireysel istekler ile toplumun kutsal saydığı kurallar arasında kalan etkileşimleri gösterirken, yaşlılıkta saklı yetkeyi, gençlikte coşan özgüveni, duygusallıkla gerçeklik arasında salınan kadın erkek ilişkilerini bu söylence çerçevesinde işliyor.

Bilgi Kaynakları:
[1] Türk Mitolojisi, Bahaettin Ögel
[2] Cenupta Türkmen Oymakları, Ali Rıza Yalgın
[3] Kırgız Destanları, Abdıldacan Akmataliyev, Keneş Kırbaşev, Fikret Türkmen
Adı: Alageyik
Yönetmen: Süreyya Duru
Yazan: Erdoğan Tünaş
Görüntü: Orhan Kapkı
Kurgu: Diamandi Filmeridis
Ezgi: Metin Bükey
Oyuncular: Cüneyt Arkın, Mine Mutlu, Aliye Rona, İnci, Atıf Kaptan, Hasan Dragut, İhsan Yüce, Hakkı Kıvanç, Behçet Nacar, Adnan Mersinli, Reşit Çıldam, Lütfü Engin, Sabahat Işık, Kudret Karadağ, Yusuf Sezer, Murat Tok, Abdullah Ferah, Günay Güner,
Yapımcı: Hürrem Erman
Yapım: 1969 – Türkiye
Süre: 90′
Telif Hakları: Erman Film
Boyak: Cisimler tarafından yansılanan ışığın gözde oluşturduğu duyum; tü, boduk, çüvüt, renk.
Don: Varlık biçimi.
Don Değişimi: Varlık biçiminin değişimi; başkalaşım, metamorfoz.
Koca: Yaşlı kişi; aksakal, bilge, eren.
Koyak: 1-Karalarda akarsu aşındırmasıyla oluşmuş, bir yöne doğru eğimli, uzunluğuna çukurluk; vadi. “Bir koyağa girip küçük bir çalılığa saklandılar.” – Yaşar Kemal 2- Dağlar ve kayalıklarda oluşmuş doğal çukur. “Yaylasını koyak koyak gezerim” – Halk türküsü
-nan/nen: Sözcüğün sonuna geldiğinde birliktelik, araç, neden veya durum anlatan tümceler yapmaya yarayan bir ilgeç, ile: “Çabuk bir süvari ile bana haber gönderiniz.” – Ömer Seyfettin
Örge: 1- Kendi başlarına konuya özellik kazandıran ögelerin her biri; motif. 2- Bestenin bir parçasına çeşitli yönlerden birlik sağlayan belirleyici küçük birim; motif. 3- Yan yana gelerek bir bezeme işini oluşturan ve kendi başlarına birer birlik olan ögelerden her biri: nakış, motif: Halıdaki, kilimdeki, oyadaki nakışlar.
Verim: Ortaya çıkan, istenilen, beklenilen sonuç; semere: “Yeni çıkan kitaplar, özellikle yerli yazarların verimleri öne geçiyor hep.” – Selim İleri
Yetke: Yaptırma, yasak etme, buyurma, boyun eğdirme gücü; sulta, otorite, velayet.























