BİR DEVRİN SONU

Yönetmenliğini Oliver Hirschiegel’in yaptığı, 2004 yılında seyirciyle buluşan Çöküş (Der Untergang) filmi, İkinci Dünya Savaşı’nda Nazi Almanyasını ele alan diğer Yahudi soykırım filmlerinin yanı sıra Adolf Hitler ve onun yandaşları perspektifinden yaşanılanları aktarıyor.

Geçmiş dönemin tanıklarından birinin öz yargı söylevleriyle belgesel havasında başlayan kurmaca, 1942-1945 arası Almanyasına filmin yarısından daha fazla kısmında ise 23 Nisan 1945 ve 30 Nisan 1945 aralığındaki sosyolojik, politik ve psikolojik atmosfere Hitler cephesinden tanıklık sağlıyor. 1942 yılından kesit bulunmasının gerekçesi ise, filmin başında kendisini yargılayan Traudl Humps isimli Adolf Hitler’in özel sekterinin tanıklık hikayesine aşina olmamız. Çoğunlukla onun bakış açısından ilerleyen film ara ara sabit karelerin kullanımıyla da bizi olaylara tanıklık eden bir şahsa dönüştürüyor.

Adolf Hitler’in abartılı vücut dili, Sovyet Rusya’nın Berlin’i kuşatmasından yana kendisinden emin olmayan ama çevresindekileri ikna etmeyi başaran söylevleri, anlaşılmadığından yana yakınması, ihanete uğradığını söyleyerek ideallerini gerçekleştiremediğini söylemesi, kadınlara karşı olan tavrı ve nihayetinde intiharı filmin tümünü oluşturuyor.

Filmde Hitler üzerine ayrıntılı bir araştırmanın yapıldığı, sol elinin sürekli titremesinin betimlenmesinden anlaşılıyor. Parkinson hastalığı olan Adolf Hitler’in sol el titremeleri ve savaştan önce başlayan sonra da devam eden ayaklarını sürterek yürümesi filmde incelikle işlenmiş. Adolf Hitler ve karısının üstün ırkının Aryan soyundan geldiklerinden kaynaklı olduğunu söylemesi halk üzerinde örnek aile modeli oluşturma gayretinin de olduğunun bir işareti.

Dönem Almanların çoğunluğunun; güzel gelecek, üstün ırk oldukları için diğer milletlerden daha çok ayrıcalığı hak ettikleri vaatleriyle yönlendirilmesi, siyasette kullanılan yaymaca yöntemlerinin bireyler üzerinde ne denli etkileri olduğunu gözler önüne seriyor. Yahudilerin yanı sıra kendi milletlerinden olan hasta, yaşlı insanların öldürülmesi, Kızıl Ordu olarak tabir edilen Sovyetleri desteklediği iddiasıyla meydanlarda boyunlarına kendi sözleriymiş gibi yazılar asılarak vatandaşların idam edilmesi de söz konusu. Doğrudan halka yapılan zulümleri gösteren film, soğukkanlı ölümlerle devam ediyor.

Bazı sahnelerde Adolf Hitler’in söylediklerini Başbakan Heinrich gibi sadık olduğunu düşündüğü askerler dışındaki okullu rütbeli kimselerin mantıksız bulması kendisini rahatsız ediyor. Burada da aslında Adolf Hitler tüm her şeyi kendi başına yapmış ve planlamış gibi aktarılıyor. Bir başka sahne de ise “Her şeyin sorumluluğunu ben üstleniyorum” diyerek kendisi kötü ilan edilmeyi kabul ediyor.

En çarpıcı sahnelerden biriyse çocukların oyuncaklar yerine silahlar kullanmaları, top atmaları ve bunu tüm benliklerini feda ederek gerçekleştirmeleri, küçüklükten manipüle edilmiş zihinlerin yetiştirildiğini gösteriyor. Çocuklar cephelerde ölümle tanışırken ve ölümü sunarken raksla, içkiyle kendisinden geçen yetişkinler, halk arasında sınıfça üstün olanların sefaları, eşitsizliğin ve zaferin yükünün güçsüzlerin omuzlarına ağırlık olarak eklendiğini gösteriyor. Koruma alanları olan mahzenlere kapanan görece üst sınıflar, dışarıda kopan kıyamete rağmen yaşamlarını en üst kalitede geçiriyorlardı. Üst sınıfa erişme yolu olarak madalyonlarını kullanan askerler, devlet görevlileri ve halktan insanlar ödüllendirme sisteminin acımasız erk kaybına kapılıyorlar ve öz denetimlerini Hitler’in eline bırakıyorlardı.

Adolf Hitler, filmin başından beri Berlin’den çıkmayacağı konusunda diretiyordu. Giderek Rusların hakimiyeti altına giren Nazi Almanyasında teslim olmamak ve kendi üstünlüğünü ölünce dahi kaybetmemek için karısıyla birlikte intihar ettiler. Öldükten sonra bedenlerine ulaşılmaması için cesetlerini yaktırdılar. Adolf Hitler’in ölümünden sonra ne yapacağını bilemeyen, artık kendi hareketlerine karar vermek zorunda kalan kesim; kendisini, çocuklarını ve sevdiklerini öldürerek bir nevi katarsis yaşamışlardır. Vurucu sahnelerin başında gelen, aile kutsallığını reddeden ve alışılagelmiş anne fedakarlığını, sevgisini sorgulatan başbakan ve karısının kendi çocuklarının ölümü için planlı ve soğukkanlılıkla ilerlemeleridir.

Soykırım filmleri arasında farklı bakış açılarıyla İkinci Dünya Savaşını ele alan kurmaca; yönlendirme, algı yönetimi gibi kelimelerin topluluk üzerindeki etkilerini sorgulama uygulamını etkin kılan bir yapıya sahip.

Ayşenur Teke

ÇÖKÜŞ - 2004

http://sinemasali.com/wp-admin/admin.php?page=td_theme_panel#

Yorumlayınız

Yorumlayınız
Adınızı Buraya Yazınız