MODERN ZAMANLAR VE ŞARLO

Çarli Çaplin’in (Charlie Chaplin) Modern Zamanlar filmine genel olarak baktığımızda içerisinde o zamana kadar çektiği tüm filmlerinden parçalar barındırdığını görürüz. Öyle ki ilk filmlerinden olan Çocuk adlı filminde olduğu gibi Şarlo karakteri bu filminde görece daha büyük bir yaşta olsa da sokakta yalnız kalan bir çocuğu kurtarmaya çalışırken görünür.

Ayrıca Çaplin’in genel olarak filmlerinde yer alan toplumsal değişimlerin içinde eriyip gitmeyen, maddi tutkuların çürütemediği güzel ve genç kadın profilini; yabancılaşmanın yaşamın her anına nüfuz ettiği bir dünyada, saf sevgiyi arayan ve yaşam mücadelesi veren Şarlo’yu; mucizeleri gerçek dışı olarak tasvir etmesini; Şarlo’nun tam zıttı olan ve başını belaya soktuğu iri yarı, sert mizaçlı erkek tipini ve filmlerinde kaçılması, çekinilmesi gereken biri olarak tasvir ettiği polis tiplemesini Modern Zamanlar içerisinde de görmekteyiz. Tüm bunlardan yola çıkarak, Çarli Çaplin’in sinemadaki kendine has üslubunu betimleyebilmemiz açısından Modern Zamanlar’a yakından bakmamızın önemli olduğuna inanıyorum.

Sessiz filmlerden sesli filmlere geçişlere denk gelen ve Küçük Serseri karakterini son kez gördüğümüz film olan Modern Zamanlar, Çarli Çaplin’in ABD ekonomik bunalımını anlattığı, kapitalist ve modernist olarak betimlenen sistemi ve akabinde oluşan emek sömürüsünü hicvettiği filmidir.

Filmde Çaplin, diğer filmlerinde olduğu gibi pandomim sanatının özelliklerini benimsemiş ve sessiz filmin yapısından ayrılmamıştır. Fakat bu filmi diğerlerinden ayıran bir unsur vardır ki, filmin sonunda Şarlo’nun şarkı söylemesi ile onun sesini duyarız. Fakat Çaplin burada Fransızca ve İtalyancayı birbirine karıştırmış gibidir. Bu yüzden söylenenleri anlayamayız, sadece anlatmak istediğini gerek dansıyla gerekse mimikleriyle hissederiz. Tüm bunlardan hareketle biz Modern Zamanlar’ı sesli ama sessiz film estetiğine sahip, sözsüz bir film olarak değerlendirebiliriz.

Filme konusu bağlamında baktığımızda ise Çaplin’in bu filminde, makineleşmenin getirdiği yeni düzen içerisinde, Şarlo karakterinin gerek psikolojik, gerek sosyal, gerekse ekonomik açıdan yaşadıkları üzerinden dönemine karşı büyük bir eleştiri de bulunmaktadır. Hikâyeleştirerek anlattığı bu eleştirisinde, ağır drama unsurlarına yer vermektense komedi ağırlıklı yapıya sahip bir üslup kullanarak, hem kendi bakış açısını hem de bizim o dönemleri anlamamızı kolaylaştırmıştır. Dünyanın gidişatından oldukça endişe duyan ve hümanist bir yapıya sahip olan Çaplin, Büyük Buhran döneminde, kendisi de yoksul bir çocukluk geçirdiğinden ötürü çok etkilenmiştir. Bu yüzden Modern Zamanlar’da makineleşme, yabancılaşma, çalışma ilişkilerinin yanı sıra açlık, evsizlik, işsizlik gibi konulara da vurgu yapar.

Film daha başlangıcında altıyı gösteren bir saat ve onun üzerinde beliren “Modern Zamanlar: Bir endüstri, bireysel girişim öyküsü- İnsanlık mutluluk yolunda koşuyor.” yazısı ile modernizm olarak adlandırılan toplumsal dönüşüm içerisinde, insanın yaşamak için mücadele ederek mutluluğu aramasına ve gerek kapitalizmin gerek sanayileşmenin en önemli unsurlarından biri olan zaman kavramına atıfta bulunmaktadır.

Öyle ki filmin çekildiği 20.yüzyılın genel özelliklerine baktığımızda zamanın özellikle de üretim sürecinde bir baskı unsuru haline geldiğini görebiliriz. Ardından gelen sahnede gösterilen koyun sürüsü ve akabinde verilen, vardiyalarına yetişmek adına fabrikaya koşturan insanların görüntüsü üst üste geçerek yansıtılır. Böylelikle Çaplin, modernitenin insanı, kendisine ayak uydurabilmesi bakımından nasıl dönüştürdüğünü simgesel bir anlatım tarzı ile aktarmaktadır.

Filmin devamında Şarlo’yu makinelerin arasında kaybolurken görürüz. Burada makineler büyük, insanlar onların yanında küçücüktür. Bu da çarkların arasında kaybolan insanı göstermektedir. Ayrıca Şarlo’nun otomatın hızına ayak uydurmak için insandansa bir makine gibi davranmak zorunda kalması, makinenin insana değil insanın makineye uyum sağlamasının beklendiğini vurgulamaktadır.

Bunu takip eden sahnelerde ise otomatik besleme makinesi ve Büyük Birader’i andıran, işçileri sürekli denetim altında tutup, onları gözetleyen patron ortaya çıkar. Yemek makinesi ile Çaplin, insan ile makinenin uyumsuzluğunu ve bu yeni düzende insanı insan yapan beslenme ihtiyacının bile bir zaman kaybı olarak görülmesinin altını çizmektedir. Ama burada asıl ilginç olan işçinin yemek makinesi yüzünden çektiklerine kimsenin dikkat etmiyor olmasıdır. Tüm bunların sonucunda Şarlo’nun akıl sağlığı bozulur ve akıl hastanesine yatırılır. Çaplin bu bölümleri sanki bir dans gösterisiymişçesine bizlere aktarır ve yabancılaşmaya gönderme yapmak adına da fabrikada ne üretildiğini hiç göstermez.

Çaplin’in buradaki en büyük eleştirisi dönemin ön plana çıkarttığı Fordist üretim düzenidir. Hızı öncelik haline getiren bu yöntem, kitlesel üretime odaklanan, makinelerin kullanımına yoğunluk veren ve emek verimliliğini arttırmayı hedefleyen üretim alanındaki bir modeldir. Çaplin, bu sistemin unsurlarını filmi çekmeden önce Henry Ford ile tanışarak ve onun üretim bandını inceleyerek filminde yer vermiştir.

Akıl hastanesinden çıktıktan sonra Şarlo, yeniden özgürdür ama işini kaybetmiştir. Bu sahnede kullanılan kurgu biçimi sayesinde modern dünyanın boğucu atmosferini biz de onun kadar hissederiz.

Lakin bu özgürlük çok uzun sürmez ve Şarlo yere düşmüş olan kırmızı bir bayrağı eline aldığında, başka bir arbede ortaya çıkar. Şarlo bayrağı sallarken, kendisi önde sendikal eyleme katılan kalabalık onun arkasında olduğundan, eylemin lideri olarak algılanır ve hapse gönderilir. Burada Chaplin bir nevi, insanların, kısa süre içerisinde bir araya gelerek, bir liderin egemenliğinin altına girebilir nitelikte olduklarını gösterir.

Şarlo’nun hapishane süreci de beklendiği gibi olmaz; anlık gelişen olaylarla bir firara engel olarak kahraman haline gelir ve tahliyesine karar verilir. Lakin o hapishaneyi dışarıda yaşanan durumlara tercih etmektedir. Dışarıdaki işsizlik, yaşanan buhran onun tekrar hapishaneye girmek için çabalamasına neden olur, ta ki ekmek çalarken yakalanan bir kadınla tanışana dek.

Bu sahneden sonra filmde ikisinin ortak hayalleri yer almaya başlar. Bu hayaller, ikisinin yaşayacakları kendi evleri, bahçelerinde besleyecekleri bir inekten sağacakları süt, birlikte evlerinde yiyecekleri yemek gibi bir insanın gündelik yaşamında ihtiyaç duyduğu şeyleri barındırır. Böylece Çaplin, bir kez daha gerek kızın ekmek çalması, gerek Şarlo’nun hapse girmek adına ödeyemeyeceği bir yemeği yemesi, gerekse ilerleyen sahnede, alışveriş merkezinde Şarlo, sevgilisini gizlice içeriye soktuğunda öncelikle onun karnını doyurması ve uyuması için bir yer ayarlaması, dönemin insanlarının içerisinde bulunduğu açlık, evsizlik gibi durumları vurgulamaktadır.

Filmde mağazalara yer vermesi, tüketim toplumuna ve insanlar arasındaki uçuruma de bir göndermede bulunur. Öyle ki, toplumun bir bölümü yaşamak için temel gereksinimlerini karşılayamazken, diğer kısmı bunların dışında kalan şeylere harcama yapabilmektedir.

Mağazadan kovulduktan sonra Şarlo, bir kez daha kendisini makinelerin arasında bulur. Bu sefer çarkların içerisinde sıkışıp kalan ise ustasıdır. Şarlo burada ustasını beslemeye çalışır ama otomatik makinenin yapamadığı gibi o da bunu başaramaz. Böylece filmde tekrar ve tekrar insanın makinelerin arasında cüzi ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmasına yer verilir.

Chaplin’in çocukken hayatını dans, pandomim gibi sahne sanatları ile kurtardığı gibi Şarlo da buradaki çabası ile hayatını değiştirme şansını yakalar. Lakin bu kez sevgilisinin görevliler tarafından götürülmemesi için kendisi işi bırakır.

Filmin sonu ise her şeye rağmen mutlu sonla biter. Şarlo ve sevgilisi mücadeleleri sonucu, ne kadar istedikleri hayata kavuşamasalar da, birlikte yürüyecekleri ve sevgileri ile umutlarını kaybetmedikleri bir yola çıkarlar. Böylece Çaplin ile beraber bizde Şarlo’ya yüzümüzde bir tebessümle veda ederiz.

İrem Doruk

MODERN ZAMANLAR İZLE

http://sinemasali.com/wp-admin/admin.php?page=td_theme_panel#
Önceki YazıHer Şeyin Sorumluluğunu Ben Üstleniyorum!
Sonraki YazıStanley Kubrick Sineması
" Yazacaksınız, yanılgı nerdedir, doğrusu ne olabilir; tartışacağız, iyisini elbirliğiyle araştıracağız. Hadi, hazır mısınız? Ben hazırım, ne eleştirmekten korkarım, ne eleştirilmekten; üstelik o çok sevdiğim kusurumu hâlâ düzeltemedim: Fena halde doğru söylerim!.” Atilla ilhan (1925-2005)

Yorumlayınız

Yorumlayınız
Adınızı Buraya Yazınız