“Süleyman’ın Öyküsü”, sömürgen düzenin yaşaması için sürekli diri tutulan göç olgusunu konu ediniyor. Gine’den Fransa’ya ulaşan genç göçmenin, Paris’te, sığınma isteği görüşmesine hazırlanma sürecini öykülüyor.

Yaşamını sürdürmek için başkasının kimliğiyle yemek dağıtımı işinde çalışan Gineli göçmen, bir yandan kendisi gibi yersiz yurtsuzlarla bir sığınmacı yerleşkesinde geçici yaşamını sürdürmeye uğraşırken, bir yandan da, kasıtlı yönlendirmelerle olmayan bir olayın kıygınını canlandırmayı öğrenmeye çalışıyor.

Genç göçmenin, çevresindeki herkes gibi, yaşama tutunmanın bir yolunu bulmaya çalışırken yaşadığı gerçeklikler, yönetmenin öne çıkardığı izlekte kurgulanmış. Düzenin baskısı yetmezmiş gibi insanın insana zorbalığından da kesitler aktaran yönetmen, kimi davranışlarla bu keskin acımasızlığı belirginleştirmiş.

Gerek konusu, gerekse yaklaşık ilk bir saate yayılan bölümüyle Ken Loç’un, “Üzgünüz, Size Ulaşamadık!” adlı yapıtını çağrıştıran görmük, kurulu düzenin yakıtı yerine konan insan emeğininin, tininin sömürüsüne tanıklık ettiriyor, bu bölümde. Kurmacanın başından beri süregelen, giderek artan zorluklar, her akşam belirli saatte, sığınma evine göçmenleri taşıyan aracın kalkış yerinde, doruğa çıkarılıyor. Anlık bir geç kalma gerekçesiyle sığınma evine giden toplu taşıma aracına alınmayan Gineli genç adam, onlarca aynı durumdaki yolcuların bakışları arasında, soğukta, koca kentte bir başına bırakılıyor.

Süleyman'ın Öyküsü-2024
Ebu (Abou) Sangare / Süleyman

Yönetmen, öyküsünün son bölümüne, bir Türk işyerinden geçiş yapıyor. Önceki göçmenlerin işlettikleri yerde, yeni gelen göçmene, taze bir soluk aldırıyor. Yaralı yüzü, derisi soyulmuş eli, yaralı yüreğiyle, Paris ayazında kala kalmış adamın, önce, yaralarını temizlemesini izlettiriyor.

Yüzünün, elinin kabuklaşmaya başlayan kanını yuyan, arınan adamı, ince belli bardakta çay içerken; “dünyada ölümden başkası yalan” diye ünleyen Türkçe ezginin sıcaklığına sığınmışken gösteriyor.

Bu dingin, yaraları saran ayrımdan sonra “herkesin bir derdi var” sözünün, Gineli gençteki karşılığını aktarıyor kurmaca. Göçmen, sığınmacı, muhacir, mülteci diye uzayıp giden sınıflandırmaların ana parçası olan umarsızlığı, Gineli Süleyman üzerinden aktarıyor.

Adı: Süleyman’ın Öyküsü
Özgün Adı: L’Histoire de Souleymane
Yönetmen: Boris Lojkine
Yazan: Boris Lojkine, Delphine Agut
Görüntü: Tristan Galand
Kurgu: Havier Sirven
Oyuncular: Abou Sangare, Nina Meurisse, Alpha Oumar Sov, Emmanuel Yovanie, Younoussa Diallo, Ghislain Mahan, Mamadou Barry, Yaya Diallo, Karim Bouziane, Amadou Djoulde Bah, Sory Binta Barry, Thierno Sadou Barry, Nagnouman Toure, Frederic Faria, Villiam Cotteauh-Guinard, Roger Bernard, Boris Lojkine, Sıdıkı Doumbouya, Leonie Lojkine, Melisa Manaou
Yapımcı: Bruno Nahon, Thomas Morvan, Anne-Helene Peslerbe, Keita Diallo
Yapım Tasarım: Geraldine Stivet
Işık: Florian Gomez
Ses: Marc-Olivier Brulle, Samuel Aichoun, Pierre Bariaud, Charlotte Butrak, Malo Geffraye Meriadec
Giyim Kuşam: Marine Peyraud
Bezek: Sandrine Denis
Yapım: Fransa – 2024
Süre: 94′

SÜLEYMAN'IN ÖYKÜSÜ - 2024

Görmük: 1. Tüm yazın türlerindeki oyunlaştırılmış yapıtları gösterim sanatı.
2. Gösterim için yazılmış oyunların tümü; tiyatro, film
Kıygın: Haksızlığa uğramış (kimse); mağdur.
Sömürgen: Sömürge yanlısı olan; yayılmacı, yayılımcı, sömürücü:
“Her sömürgen gibi onların da ömürleri kısacıktı çünkü sömürgenler hazıra konar, enerjilerini fark edip devreye sokmazlardı.” – Mehmet Niyazi Özdemir
Umarsız: Çıkar yol bulamayan bir biçimde; çaresiz: “İnsan kurtuluşsuz, çaresiz, umarsız bir yaratık mıdır?” – Selim İleri
Yumak: Suyla bir şeyi temizlemek; yıkamak, arıtmak, paklamak: “Mendilin yudum, arıttım.” – Karacaoğlan
“Evlerinin önü susam / Bir su bulsam yüzüm yusam” – Halk türküsü

 – SÖZLÜK – 

BU PAYLAŞIMI YARARLI BULDUNUZ MU?

Yorumunuzu giriniz
Adınızı buraya yazınız