http://sinemasali.com/wp-admin/admin.php?page=td_theme_panel#

İnsanı, insana, insanla anlatma sanatı tiyatro ve bu sanat dalında henüz yolun başında genç bir yetenek Pervane Guseynova… “Herkesin rol yaparak yaşadığı bu dünyada gerçek olabilmek“ diye tanımlıyor tiyatroyu, sonra tiyatro macerasını ve yaşantısını samimi bir dille başlıyor anlatmaya…

Pervane Guseynova kimdir?
1993 Rusya doğumluyum. Annem Ahıska Türk’ü, babam ise Azerbaycan Türk’ü. Ben doğduktan sonra bir yıl kadar Rusya’da yaşamışız. Azerbaycan’a taşınıp beş yıl orada yaşadıktan sonra, Rusya’ya geri döndük.18 yaşıma kadar Rusya da yaşadım, okulu orda bitirdim. Okulu bitirdikten sonra Ahıska Türkleri Derneği’ne başvuru yaptım, kabul ettiler ve ardından Türkiye’ye geldim. Şu an Ankara Üniversitesi TÖMER Dil Kurumları’nda Türkçe eğitimi alıyorum. Türkçe eğitimini tamamladıktan sonra üniversite sınavına gireceğim ve inşallah üniversite eğitimimi de Türkiye’de tamamlayacağım. Bunların dışında tiyatro hayatımın büyük bir kısmını kaplıyor. Tam manasıyla bir tiyatro aşığıyım ve bu konuda eğitim alıp kendimi geliştirmek istiyorum.

Türkiye’ye gelme kararını nasıl verdiniz?
Çocukluğumdan beri kendimi orada yabancı hissediyordum, zaten orada yabancıydım da… İlk kez 6 yıl önce gelmiştim Türkiye’ye. Televizyonlarda izlediğim, kitaplardan okuduğum Türkiye’yi ilk kez o zaman tanımıştım ve kendi kendime demiştim ki “Ben burada yaşamalıyım.”Bunun dışında Ahıska Türkleri derneğine başvuru yapıp, Türkiye’ye gelme kararımda dayımın etkili olduğunu da itiraf etmeliyim. Dayım da Türkiye’de okumuş üniversiteyi, onun ağzından Türkiye’yi, Türk insanlarını, Türk kültürü dinleyince daha da arttı Türkiye’ye olan hayranlığım, şu an burada yaşadığım için çok mutluyum.

Türkiye’de başınızdan geçen ilginç bir oldu mu?
Türkiye’ye başvurum kabul edildikten sonra ilk kez dayımla geldim. Birlikte Nişantaşı’na alışveriş yapmaya gittik. Bir mağazadan içeriye girdik ve sonra beğendiğim kıyafetleri başladım denemeye. Denediğim kıyafetlerle ilgili dayımla konuşurken (o zamanlar Türkçem bu kadar iyi değildi) mağaza sahibi hemen lafa karıştı ve bize hangi dilde konuştuğumuzu sordu. Rusça dediğimiz anda çok sevinerek, bana Rusça birkaç kelime öğretin size indirim yapayım dedi. Ben de hemen kabul ettim. Merhaba, hoş geldiniz, çok yakıştı, indirim yaparım gibi birkaç cümle öğrettim. Aldığım kıyafetlerden Rusça öğrettiğim cümleler karşılığında para almadı. Bunu kabul edemeyeceğimi söylesem de ısrar etti ve kıramadım. Teşekkür edip elimde ki kıyafetler ile ayrıldık oradan. Benim için ilginç bir hikâyeydi hala gülümseyerek hatırlıyorum.

Neden tiyatro?
Bir şeyleri olabilme oyunu… Tiyatroda ne olursa o anda oluyor, şimdi ya da sonra yok. Her şey o anda olup bitiyor. Birileri oluyorsun belki mutlu, belki mutsuz… Belki bir melek, belki bir şeytan ama bu birileri olma oyununda her şey o anda. Geri dönüş yok, hata yok… Seyircinin tepkisi anında her şey ama her şey o anda. İşte bu yüzden yani “o an” olması benim için neden tiyatro sorusunun en büyük cevabı.

Ahıska Türklerinin sürülüşünü konu edinen “Sürgün” adlı tiyatro oyununda rol aldınız. Rolü kabul etmenizdeki en büyük neden neydi?
Oyun konusu itibariyle Ahıska Türklerinin vatanlarından sürülüşünü anlatıyordu ve bana teklif edilen rolde o dönemde o acıları yaşayan bir kadındı. Bu rolü oynamak gerçekten zordu, ama ben bu rolü hiç düşünmeden kabul ettim. Ahıska Türklerinin hikâyesini biliyordum ve bu hikâyeyi bilen biri olarak yaşanılan acıları en iyi ben insanlara aktarabilirdim. Ben Ahıska Türklerinin sürülüş öykülerini anneannemden dinledim, ona da annesi anlatmış, sürgün olduğu dönemde henüz bir yaşındaymış. Anneannemin anlattıklarını dinlerken hep etkilenirdim ve bu rol bana teklif edildiğinde gururla kabul ettim. Ahıska Türklerinin hikâyesi ne yazık ki bilinmiyor Türkiye’de o dönemde bu acıları yaşayan insanların yaşadıklarıyla sınırlı kalmış sadece. Türkler bunu bilmeli, ben de bu amaca hizmet eden bir projede görev aldığım için çok mutluyum.

Rol aldığınız oyunda izleyicilerden büyük beğeni topladınız, bu başarınızı neye bağlıyorsunuz?
Bu tiyatro oyunu benim ilk rol aldığım oyundu. Küçüklüğümden beri tiyatroya hep ilgi duydum, günün birinde o ışıklı sahnede yer alacağıma hep inandım. Bu rol bana teklif edilince de bir an bile tereddüt etmeden kabul ettim. Hayat oyununun içinde başka bir oyun oynamaktı tiyatro, herkesin rol yaparak yaşadığı bu dünyada gerçek olabilmekti ve ben rol yapmadım, gerçekten hissettim.

Sahnede neler hissettiniz?
Sahneye çıktığım anda ne salondaki koca kalabalığı görüyorum, ne sesleri işitiyorum. Sadece rolüme yoğunlaşıp, hissederek oynuyorum. Belki de bu kadar rolüme kendimi kaptırdığım içindir ki heyecanlanmıyorum. En çok sahnede kendim olabiliyorum.

Geleceğe ilişkin tiyatro ile ilgili planlarınız var mı?
Oyunda rol aldıktan sonra birçok yerden teklifler aldım. Bunlardan bir tanesi beni gerçekten etkiledi. Genç sinemacıları desteklemek amacıyla kurulmuş olan “Sinemasalı” adlı ekipten, Ahıska Türklerinin sürülüşünü konu eden bir kısa filmin çekimi için teklif geldi. Senaryoyu okuyunca çok beğendim ve kesinlikle bu işin içinde olmalıyım dedim. Ben bir oyuncuydum ve her ne kadar tiyatro oyunu olmasa da bu filmde rol almak istedim.

Son olarak söylemek istediğiniz?
Türkiye’yi çok seviyorum ve burada yaşamak istiyorum. Oyunculuk eğitimimi tamamlayıp, iyi projelerde yer alıp izleyicilerle buluşmak istiyorum. Sinemasalı projesi henüz yolun çok başında olan benim için çok iyi bir fırsat. Başka projelerle tekrar karşınıza çıkmak dileğiyle…

Söyleşi: Ebubekir iznaev

PAYLAŞ
Önceki YazıSanat Bende Bir Açlık
Sonraki YazıSanatın Emekliliği Yok…
Mert Gözdeoğlu
" Yazacaksınız, yanılgı nerdedir, doğrusu ne olabilir; tartışacağız, iyisini elbirliğiyle araştıracağız. Hadi, hazır mısınız? Ben hazırım, ne eleştirmekten korkarım, ne eleştirilmekten; üstelik o çok sevdiğim kusurumu hâlâ düzeltemedim: Fena halde doğru söylerim!.” Atilla ilhan (1925-2005)